Gençliğimde niye Marksizme kaydım ve nasıl tedavi oldum?

Bu yazıyı paylaşabilirsiniz

Bu konuyu ben defalarca anlattım. Yazdım. Anılarımı paylaştım. Ama tekrar gündeme geliyor.

Bu akşam bir arkadaşım içtenlikle bu meseleyi sorduğu bir özel mesaj göndermiş. Ber paylaşmakta sakınca görmüyorum. Demiş ki:

Hocam bugün trabzonda sahibi oldugunuz binalarin önünden geçerken aklima geldiniz, yaşam serüveninizi izah ederken bir sözünüz zihnime düştü, kendimce evirip çevirdim. “Kendimi sosyalist sandigim bir dönemim oldu”

Bir iktisatçı hayatı şekillendiren bir ideoloji hakkında nasıl aldanır? Görüşü destekledim ve sonraki yıllarda hata ettigimi anladim vazgeçtim deseydiniz bu soruyu sormazdim. Sizi hele de bir iktisatçıyken aldatan nedir? Kelimeyi gayriihtiyari seçecek biri degilsiniz. O döneminiz için hem şahsınızın hem de memleketteki düşün dünyasını tarif edecek fikirleriniz vardır diye düşünüyorum. Bir boş vaktinizde duvarinizda yanitlarsaniz hakikaten faydali olacaktir. Kucak dolusu sevgiler.

Arkadaşıma önce bana olmayan bir mal varlığı atfettiği için çok teşekkür ederim. Keşke dediği gibi olsaydı. Demiş ki “Trabzon’da sahibi olduğunuz binaların önünden geçerken” …. Ah nerde o günler. Benim Trabzon’da binalarım yok. Babamdan kalan ve eski Özgür Otelin bitişinde ve bir ara McDonallds’ın bulunduğu bina vardı. Babam ölünce annem binanın en üstündeki ön terası Parka ve kuzeye denize bakan evimizde oturduğu için satmadım. Mağaza katını Mcdonalds’a kiraladım. Sonra 1997’de Annem de öldü. McDonalds’ın kontratı bitince çok iyi bir ortak inşaat teklifi aldım. Ardeşen’li iş adamı Ali İhsan İslamoğlu, kendi firması Parsan inşaatı da yerleştirebileceği bir ortak proje sundu. Hayatımda başıma gelmiş en iyi şeylerden biri etnik Laz olan sevgili Ali Beyin ortağım olmasıdır. Binayı yıktık. Yenisini yaptık. Arsayı ben verdim. Parayı o verdi. Çok iyi bir mimari proje düzgün bir şekilde uygulandı. Oluşturulan bağımsız birimlerin yaklaşık yarısı benim yarısı Parsan inşaatın oldu. Bana ait bağımsız birimlerin bir iki tanesi satıldı. Bir tanesi kirada. Trabzon iktisaden ölü bir yer. Ben de kendimi babamla oğlum ve kızım arasında emanetçi gibi hissettiğim, kumar oynamadığım ve metresim olmadığı için, yok pahasına satmak konusunda acele etmedim, Etmiyorum. Bir sürü ofis ve iki katlı büyük teraslı bir kafeterya-kafe-restoran daki benim payım satılmak üzere bekliyor. Çok değerli bir emlakçi arkadaşım da var. Volkan Albayrak. Arada bir yeni bir gelişme olmadığını öğrenecek de olsam ne var ne yok diye arıyorum. Yani anlayacağınız Trabzon’da binalarım yok.

Gelelim Marksizme kayma meselesine.

Ben ortaokul ve liseyi TED Ankara Kolejinde 1952-1960 arasında okudum. Bir yıl hazırlık bir de 4 yıllık lise var bu sürede.

1952’de İsmet İnönü’nün Muhalefet Lideri olarak çıktığı ilk Yurt gezisi sırasında, babam CHP Trabzon il yönetim kurulunda olduğu için, İsmet Paşa’nın yakınında birkaç gün maskotu gibi oldum. Bu benim ilk okulu bitirmekte olduğum Ankara’ya gitmeye hazırlandığım bir konjonktürde oldu. Babam “kendine özgü” bir adamdı. 1950 seçimlerinde 1915 doğumlu doktor dayımın mahalle ve ilkokul arkadaşı hukukçu Mahmut Goloğlu Demokrat Parti adayı olduğu için Demokrat Parti için çalışmıştı. Mahmut beyi hem o yıllarda hem siyasetten ayrıldıktan sonra emekliliğini Trabzon’da yaşar ve değerli bir Cumhuriyet Tarihi serisi oluşturan kitaplarını yazarken defalarca gördüm. Birlikte yemek yedim. Konuştum. Babam 1950’de DP için çalıştığı halde niye 1952’de CHP il yönetiminde görev almıştı? Bilmiyorum. Öğrenme imkanım da kalmadı.

1952 İsmet İnönü’nün maskotu olmak, birkaç gün içinde olsa, beni adeta genetik Halk Partili yaptı. 1952-1960 arasında Ankara’da yapılan bütün CHP Kurultaylarını izledim. Bir tanesinden kalma çok güzel anılarım var ama konuyu dağıtmayayım. Ted Ankara Koleji Türk Eğitim Derneği Başkanı Menderesin Çalışma Bakanlığını yapan Mumtaz Tarhan’dı. Türkiye’deki en büyük Üstad’ı Azam Ahmet Salih Korur, DP’li bakan Medeni Berk falan Ted’i yönetiyorlardı. Yatılı ve gündüzlü öğrenciler arasında çok sayıda babası, dedesi, amcası DP milletvekili ya da bakanı olan arkadaşım vardı. Aklıma gelenler mesela babası milletvekili Ali Nur Erkuyumcu, dedesi Eskişehir milletvekili olan Şan Özalp, babası bakanlık yapmış Ahmet sonra parti içinde muhalefete geçmiş Arif Demirer’in oğlu Ahmed Arif Demirerdir. Ali Nur Erkuyumcu ile 8 kişilik yatakhaneyi paylaşıyordum. Bir beyefendi çocuktu. Ama Şan Özalp daha politikti.

1957 sonrasında Demokrat Parti, hem Menderes hem Bayarın sorumlu olduğu bir zorbalıkla muhalefeti sindirme ve seçimi kaybetmeyi göze alamama felaketine sürüklendi. Gerilim her gün artıyordu. Yıl 1959 olabilir. Koleje bitişik Cebeci Çayırında CHP’nin bir açık hava toplantısı vardı. Ben bir iki yatılı arkadaşımla birlikte iki tahta çubuk arasında yaşasın CHP diyen bir bez afiş hazırlamıştık. Toplantıya katılmak için okul kapısından çıkarken Mümtaz Tarhan bakan arabası ile geldi. Durdurdu arabayı, Çıktı açın bu flamayı dedi. Açtık. Adımı aldı. Bir gün sonra ben derste iken başuavin (ışık içinde uyusun Nevzat Bey) sınıfa geldi. Beni aldı. Bir olay var. Sakın korkma dedi. Mümtaz Tarhan yurttaşlık derslerine girerdi. Mümtaz Beyin ders vermekte olduğu sınıfa soktu. Beni görür görmez, Tarhan ağır hakaretler etti ve Nevzat Bey7e bu iti derhal okuldan atacaksınız diye bağırdı. Çıktık. Nevzat Bey bana korkma bir şey olmaz dedi. Ben okulun en başarılı bulunan öğrencilerinden biriydim. Sonra malum, Nisan ve Mayıs 1960’da Demokrat Parti, bir Soruşturma komisyonu kurdu Meclisteki çoğunluğu ile ve bu komisyona Anayasaya aykırı olarak tutuklama, gazete kapatma, parti kapatma yetkileri verdi. DP bu eylemi ile demokratik meşruiyetini kaybetti. CHP’nin ve İsmet Paşa’nın 1960 darbesini tahrik ettiği iddiası külliyen yalandır. 1960 darbesi Türkiye’ye büyük zarar vermiştir. Ama müsebbibi seçim kaybedip iktidarı devredemeyen Bayar, Menderes ve DP yöneticileridir.

Ben Liseyi bitirinceye kadar itiraf etmeliyim ki sosyalizm, Nazım Hikmet, Lenin, kapitalizm, emperyalizm. anti-emperyalizm kategorileri ile karşılaşmadım. Yüz yüze tanıştığım ve evine birkaç defa gidip geldiğim Hasan Ali Yücel ve Fuad Köprülü benimle ve arkadaşlarımla konuşurken özel ev sohbetlerinde bu konular hiç gündeme gelmemişti.

1960 Ekiminde SBF’ye başladım. Demokrat Parti Anayasayı askıya alma anlamına gelen Özel Soruşturma komisyonunu kurunca 28 nisan’da İstanbul Hukuk Fakültesinde ve 29 Nisan’da Ankara Hukuk Fakültesi ve SBF ve Hukuk Fakültesinde başta Anayasa Hukuku profesörleri başta olmak üzere hocalar ve öğrenciler protesto eylemleri başlatmış ve bu eylemler kanlı bir şekilde bastırılmıştı. 29 Nisan’da ben Menderes’in Ankara Sıkıyönetim komutanının kumanda ettiği askerlerin SBF’nin ana binasının ön cephesine tüfekle sürekli ateş edilmesini yönetmesinin görgü şahidiyim. Biz de sokakta “kahrolsun Menderes” diye bağırıyorduk. O gün polisin önüne atılan Birleşmiş Milletler insan Hakları Bildirisinin Türkçe kopyalarının ayaklar altında kalmışlarından bir tanesini anı olarak sakladım. Hala Bozburun’daki evimde duruyor.

1960 Ekimin’de SBF diktatörlüğe karşı çıkmış kahraman bir okuldu. Duvarlarındaki kurşun izleri yıllarca tamir edilmeden saklandı.

1960 darbesini yapan Milli Birlik Komitesinde sonradan görüldü ki 1) Alparslan Türkeşin başını çektiği bir milliyetçi cunta ve 2) bir de darbeye kadar gizli kalmış veya CHP içinde varlığını sessizce sürdürmüş, Kamil Kırıkoğlu, Cemal Eyüboğlu gibi sosyalist, Marksistlerle bağlantılı sola ve Marksizme açık bir cunta vardı. Kasım 1960 ayında sol cunta sağ cuntayı tasfiye etti ve biri Türkeş olmak üzere 14 Milli Birlik Komitesi üyesi yurt dışına elçiliklere sürüldü. Bu olaydan sonra Türk komünistleri ya da Marksist olup Nasır’ın Baas partisi gibi jakoben reformcu bir yönetimin kurulmasından yana olanlar (Mümtaz Soysal, Muammer Aksoy, Bahri Savcı, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli ve Doğu Perinçek ve onun kuşağı) Türkiye’de CHP’nin üstünde durduğu siyasi zemin ve yeni eylem programla süreçlerini etkilemeğe, çok ciddi şekilde etkilemeğe başladılar. İsmet İnönü bu değişen konjonktürü yönetemedi. ve 1970’lerin başında hileli bir kurultayla kendi partisinden atıldı.

Ben 1960’ta birinci sınıfta hala CHP’li idim. Ama benim gibi gençlerin izlediği mesela Bülent Ecevit gibi CHP’liler demokratik solculuk söylemi başlatmışlardı. 1961 seçimlerini CHP kaybetti. DP’nin yerine kurulan iki parti mecliste çoğunluğu el etti. Demokrat Parti geleneğinden gelenlerin Cumburbaşkanı adayı bir anayasa profesörü Ail Fuat Başgil Ankara garında bazı subaylarca tartaklanarak İstanbul’a geri gönderildi. 1961 Anayasasına göre seçilen yeni TBMM baskı altında Cemal Gürsel’i yeni Cumhurbaşkanı olarak seçti.

1961’de CHP’nin zengin siyasetçilerinden Cemal Reşit Eyüboğlu’nun sağladığı para ile Doğan Avcıoğlu yüzlerce ve önemli bir kısmı Turan Güneş dahil CHP’li milletvekillerinin oluşturdğu binlerce imza ile yayınlanan YÖN BİLDİRGESİ’ni imzalattırarak YÖN DERGİSİ’ni yayınlamaya başladı. Ben YÖN dergisini Cambridge’e gittikten sonra da izledim. Bütün koleksiyonu bende vardır. Bu yeni yaklaşım şunu söylüyordu. Bir işçi sınıfının olmadığı ve çoğunluğu cahil ve dindar köylülerden oluşan bir toplumda demokrasi ile ilerleme, iktisadi kalkınma başta olmak üzere ilerleme olmaz. Bunun için, ülkenin ilerlemesinden kendilerini sorumlu sayan askerler, siviller, aydınlar, gençler, işçiler, sosyalistler birlikte yönetici konumuna geçmelidirler.

Ben bu argümana kapıldım. SBF de öğrenci olduğum 1960-1964 arasında Mehmet Ali Aybar’ın Genel Başkanı olduğu ve Avrupa-komünizmi denilebilecek ve Sovyetler Birliğini körü körüne izlemeyi reddeden ve bazı temel hürriyetlerin korunmasını gerekli gören Türkiye İşçi Partisi’ni benimsedim. Üye olmadım. Ama özellikle Trabzon’da yaz aylarında ilkokul arkadaşım Atilla Aşut’un yöneticisi olduğu parti il teşkilatı binasına gider, sohbet eder, cep harçlığımdan güya bağışlar yapardım.

1964’de İngiltere’ye gittiğimde, içeriğini tam olarak bilmediğim bir tarih ve toplumsal değişme kuramının toplumların tarih içindeki başkalamalarını evrensel geçerliliği olan bir kanuniyetile açıkladığı sanısına inanmıştım. Türkiye’ye 1969’da döndüğümde köprülerin altından çok sular akmıştı. 1968 yazında daha kesin dönüş yapmamışken Mülkiyeliler Birliği bahçesinde bir tartışma/sohbet sırasında Beyaz Aydınlıkçı guruptan birkaç kişinin bana “ben burjuva revizyonist”sin dediğini net hatırlıyorum.

1969’da Eylül ayında SBF uluslararası iktisat iktisadi kalkınma anabilim dalı asistanlığı sınavını kazandım. Asıl iktisat tarihi anabilim dalında ilan edilmesi beklenilen asistanlığı istemiştim. Çünkü doktora çalışmam bir iktisati kalkınma iktisatçılığı+iktisat tarihiçiliği idi. 1969’da Fakültede iktisat tarihi ve iktisadi düşünceler tarihi kürsüsü Mehmet Selik’in yönetiminde idi. Konuşmaya gittiğimde bana, buraya başvurma çünkü bu kadro şimdi ABD’de okumakta olan ve Erdoğan Başer’in oğlu Halil Berktay’a ayrıldı. Hiç şansın yok demişti. Erdoğan Bey Türkiye Komünistleri arasında ünlü ve davalar sırasında soyadını değiştirmiş biri idi. Halil Robert Kolej mezunuydu. Sonra ABD’ye iyi bir üniversiteye gitmişti. Türkiye komünist hareketinin bir Prens’i idi. Ben de bunun üstüne Besim Üstünel’in yönettiği uluslararası iktisat ve iktisadi gelişme kürsüsünün asistanlığına baş vurdum. Besim Bey kazanırsan sevinirim ama iyi hazırlan adil bir sınav olacak dedi. Nasıl hazırlanayım dedim. İktisat çalış dedi. Ve çok iyi hazırlandım. Kazandım. İkinci jüri üyem de Besim Bey de anılar dünyasına intikal ettiler.

1969’da hala Marksisttim ama hiçbir örgüt bağım, hiçbir cemaat mensubiyetim yoktu. Beni Marksizm dinini sorgulamaya ilk kışkırtan İlkay Sunar oldu. O da henüz tamamlamadığı bir doktora tezini bitirirken ABD’den gelmiş SBF siyaset bilimi bölümüne asistan olarak girmişti. Odalarımız aynı katta idi. Bir gün odasında kahve içip sohbet ederken Max Weber in önemli olduğunu söylediğinde, ben hala utandığım şeyi yaptım ve “a sen öyleyse idealistsin” dedim. Hani vardı ya bilim adamı ya idealist ya da materyalist olurdu ve idealistler işçi sınıfının düşmanıydılar. İlkay ne biliyorsun Max Weber hakkında diye sordu. Sadece Protestanlık ve Kapitalizmin Ruhunu okumuştum Türkçeye çevirisinden. Başka ne okudun dedi. Ve ekledi o kitap bir dörtlünün biridir. Weber kapitalizm niye Kuzey Avrupa’da ortaya çıktı da ve materyal kültürleri Orta Çağ Avrupası kadar ya da daha ileri olan Çin’de, Hindistan’da, Antik Orta Doğu’da ortaya çıkmadı sorusunu ele alır. Marksın alt yapı üst yapıyı belirler önermesini acaba üst yapı yani dinler, kültürler de iktisadi hayatı etkilemiş olabilirler hipotezi ile sınar dedi. Utandım cehaletimden. Odasından çıktım. Kitaplığa gittim. Weber’in İngilizceya çevrilmiş General Economic History’si vardı. Aldım okudum.

İkinci büyük şoku bana eş zamanlı olarak iki büyük zihin, karakter ve insan yaşattı. Bunlardan biri Cambridge’de kabul edilen doktora tezimin son iki danışmanından biri olan Şerif Mardin’dir (İkinci danışmanım iktisadi analiz tarihinin ustalarından Donald Moggridge’dir) ve aynı zamanda hayatımda tanıdığım en güzel kadın olan İonna Kuçuradi’dir. Bu iki insana zihnimin zincirlerini koparmakta bana verdikleri ipuçları için minnet borçluyum.

Marksizm yanlıştır. Ontolojisi yanlıştır. Epistemolojisi yanlıştır. Teorik kurgu gibi görünen iç yapısı sayısız çelişkilerle doludur. Ve güya açıklamak iddiasıyla önünde sahne aldığı insanlık tarihini açıklama gücü ancak Said-i Nursi’nin risalelerinin kainatı, tarihi ve insanı açıklama gücü kadardır. Yani yoktur. Akıllı adam yanlış bir dine inandığını fark ettiği zaman o dini terk eder. Tavsiye ederim. Yanlışlarınızdan arınırsanız çarpılmazsınız. Zihniniz temizlenir.

Yoruldum, burada kesmek zorundayım. umarım soruyu soran kardeşimin merakını kısmen gidermiş oldum. Saygılarımla.

Gençliğimde niye Marksizme kaydım ve nasıl tedavi oldum?” için bir yorum

  • 20/05/2020 tarihinde, saat 04:48
    Permalink

    Zevkle okudum. Biraz daha teferruat olsaydı mutlaka daha fazla zevk alırdım, bir şeyler öğrenmiş olurdum. Ben 70 lerin Ülkücü kuşağıyım. benden önceki gelişmeleri mutfağa girip çıkan bir kişiden dinler gibiyim. Bu okuduklarımla hem benim gençlik yıllarımı hemde bugünü mukayese ederek nerelerde yanılmışım, neleri görmemiş duymamışım diye kendimi mukayese ediyorum. Teşekkürler hocam.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

shares