İslam Öncesi İran ve Mezopotamya (Fasikül 2)

İslam Öncesi İran ve Mezopotamya

Fasikül 2

1.3.    Pers İmparatorluğu’nun kuruluşu ve genişlemesi

          Daha önce belirtildiği gibi, Persler, Batı İran’ın güneyinde yaşayan bir başka İranî aşiretler topluluğuydu. Asur kralı Assurbanipal, İÖ 642-639 arasındaki savaşlarla, Güney Mezopotamya’nın doğusunda çok eski bir tarihe sahip olan Elam devletini ortadan kaldırmış ve Asur hakimiyetini Pers aşiretlerinin yaşama alanının sınırlarına dayandırmıştı. Asur kaynakları, bu gelişmeler sonucunda Hakhamaniş sülalesinden Kûru’nun[1], İÖ 639 yılında, ‘Anşan-Parsa kralı’ olarak, büyük oğlunu, hediyelerle birlikte Ninova’daki Asur sarayına göndermek ihtiyacı duyduğu anlaşılmaktadır. Bu bilgi, İÖ 7. yüzyılın ikinci yarısında, Batı İran’ın bugünkü Fars bölgesinde yaşamakta olan Pers aşiretlerinin bir konfederasyonu olarak bir ‘Pers krallığı’ olduğu, Pasargadae aşiretinden Hakhamaniş sülalesinin Anşan’da bu krallığı elinde bulundurduğuna dair sonraki Pers kaynaklarındaki bilgileri teyid etmektedir.[2] Bu dönemde Persler, büyük ölçüde hayvan yetiştiriciliği ile geçinen göçebe-otlatıcılar olarak yaşamaktaydılar. Hakhamaniş’in, Persis’te (Fars’ta) biten göç hareketleri sırasında Perslere liderlik yaptığı sanılmaktadır. Ne var ki, Büyük Kûru ve Dâra[3] gibi sonraki Pers hükümdarlarının kendi şecereleri hakkında söyledikleri ve Heredot gibi Grek yazarların bu konuda yazdıkları çelişkilerle dolu olup, Pers İmparatorluğunun kurucusu Büyük Kûru’yu Hakhamaniş’e bağlayan şecere belirsizdir.[4]

          İÖ 550 izleyen yirmi beş yıl içinde, bu dönemin başında Anadolu ve Orta Doğu’nun dört süper devletini, aralarında kararlı bir denge oluşmuş gibi görünen Lidya, Med, Babil ve Mısır devletlerinin dördünü de ortadan kaldırarak, tarihte görülen en hızlı değişikliklerden birini gerçekleştirecek olanlar, işte bu Pasargadae aşiretinin Hakhamaniş sülalesinden çıkmıştır. Bu büyük serüven Hakhamaniş sülalesinden İkinci Kûru’nun, Pers bölgesinin yerel hakimi, Anşan İÖ 550 izleyen yirmibeş yıl içinde, bu dönemin başında Anadolu ve Orta Doğu’nun dört süper devletini, aralarında kararlı bir denge oluşmuş gibi görünen Lidya, Med, Babil ve Mısır devletlerinin dördünü de ortadan kaldırarak, tarihte görülen en hızlı değişikliklerden birini gerçekleştirecek olanlar, işte bu Pasargadae aşiretinin Hakhamaniş sülalesinden çıkmıştır. Bu büyük serüven Hakhamaniş sülalesinden İkinci Kûru’nun, Pers bölgesinin yerel hakimi, Anşan[5] kralı olarak tahta çıktığı İÖ 559 yılında başlar. Perslerin erken tarihi hakkında başlıca kaynak olan Herodot, İkinci Kûru’yu, bu tarihte Med Kralı Astyages’in birçok vassalından biri olarak gösterir. Ancak, Herodot’un Kûru’nun doğuşu, yetişmesi ve Med Kralı ile ilişkisi hakkında anlattıkları, başka  birçok büyük tarihi kahramanın hayatı hakkında da tekrarlanan mitolojik temalarla doludur.[6] Perslerin bu tarihte Medlere tabi olduğu kuşkuludur. Son Babil hükümdarı Nabonidus’un saltanat dönemini kapsayan (İÖ 556-539) bir Babil kroniği ile Herodotun anlattıkları birleştirildiğinde, Kûru’nun hakimiyet alanını Medlerin aleyhine geliştirmeğe yönelik yoğun bir diplomasi ve propaganda etkinliğini sürdürmekte olduğu[7]; Med hükümdarının, Kûru’nun bu etkinliklerinden ve Perslerin askeri güç kazanmasından rahatsız olarak, İÖ 550 ya da 549’da, Kûru’ya saldırdığı; ancak bazı Med komutanlarının emirlerindeki askerlerle beraber Perslere katıldığı; Kûru’nun Astyages’i yenerek esir aldığı; Med başkenti Ekbatana’yı ele geçirdiği; Med sarayındaki hazineyi ganimet olarak Anşan’a getirdiği; böylece Astyages’in uhdesinde bulunan büyük ‘krallık’ın yani Med devletinin ‘imparatorlukçu’ siyasi mirasının Kûru’ya ‘geçtiği’[8], yeni oluşan Hakhamaniş devletinde Med soylularının Persler yanında önemli bir yere sahip oldukları  anlaşılmaktadır.[9]

          Kûru, bu zaferinden sonra hem Medlerin hem de Perslerin kralı olarak davranmağa başlamış, sarayını eski Med başkenti Ekbatana’ya taşımış, Med soylularına sarayda ve ordularda önemli görevler vermiştir. Bu tavır, Kûru’nun Lidya’ya saldırmasıyla ölümü (iÖ 530) arasındaki onyedi yıl içinde, tarihte görülen en büyük ‘imparatorlukçu’ sistemlerden birini oluşturmasına imkan veren politikasının işareti olarak anlamlı ve önemlidir.

          Kûru’nun bütün Anadolu’yu Pers hakimiyetine sokmasına yol açan hızlı gelişmeler, Med devletinin ortadan kalkmış olmasından yararlanmak isteyen Lidya kralı Kroesus’un, iÖ 547’de, Lidya-Med sınırını oluşturan Kızılırmak’ın doğusuna geçmesiyle başladı. Kûru, bu saldırı karşısında, hakim olduğu alanlardaki halklardan topladığı büyük bir orduyla, Gülek Boğazı’nı ğeçerek Kapadokya’ya girdi. Aynı yıl içinde Lidya’nın başkenti Sardis’i ve ünlü hazinesiyle birlikte kral Kroesus’u ele geçirdi.  Bunu izleyen birkaç yıl içinde Persler, bütün Batı Anadolu’yu, iyonya, Karya ve Likya şehirlerini hakimiyetleri altına aldılar. Klikya ve Kıbrıs’ın kralları da, Perslere haraç ödemeyi kabul edip, ülkelerinin yarı bağımsız eyaletler olarak Hakhamaniş imparatorluğu’na katılmasına razı oldular. Kûru’nun Anadolu’yu fethetmekte olduğu tarihlerde, bugünkü Söke yakınlarında bulunan, Magnesia’daki Apollo tapınağının ‘kâhin-rahip’lerine danıştığının ve hoşuna giden kehanette bulunan bu rahiplere ‘sonsuza kadar geçerli’ vergi ve angarya bağışıklıkları tanıdığının bilinmesi, Perslerin bu bölgelerdeki halkların dinine karşı saygılı davranarak uzlaşmacı bir hakimiyet politikası izlediklerini göstermektedir.

          Anadolu’daki büyük zaferinden sonra Kûru askeri hareketlerini doğuya yöneltti. iÖ 546-540 arasında doğu iran’daki, çoğu iranî halklardan oluşan krallıkları, prenslikleri hakimiyeti altına aldı. Hint kültür ve uygarlık bölgesinin sınırlarına dayandı. iÖ 539’da ise, Babil hakimiyetindeki çeşitli halklar arasında sürdürdüğü uzun bir propaganda hazırlığından sonra,[10] Babil’i ele geçirdi. Başta Kudüs’ten Mezopotamya’ya sürülmüş olan Yahudiler olmak üzere, Babillilerin büyük çoğunluğu Kûru’nun gerçekleştirdiği fethi coşkuyla karşıladı.[11] Kûru, Babil halkına çok iyi davrandı. Dinlerine, tapınaklarına karışmadı. Aksine, Babil hakimiyeti sırasında zorla, başka şehirlerden Babil’e getirilmiş olan ‘tanrı’ heykellerinin kendi şehirlerindeki ‘evleri’ne geri ‘kavuşturulma’larına, bir çok Babilonya kentinde, o kentin  tanrısı’nın ‘evi’nin onarılmasına yardımcı oldu. Oğlu Kambûjiya’yı,[12] Babil’de şehrin tanrısı Marduk’un himaye ettiği yeni Babil kralı olarak bırakarak şehri terk etti.[13] iÖ 538’de, Yahudilere Kudüs’e dönme ve kırk yıl önce Babillilerin yıktıkları Mabetlerini yeniden inşa etme izni verdi. Üstelik, inşaat masraflarının kendi hazinesinden ödenmesini emretti.[14] Kûru ve Persler Babil’i zapt etmekle, bugünkü israil, Ürdün, Lübnan, Suriye ve güney Irak’ı kapsamakta olan Babil imparatorluğu’nun da mirasını ele geçirmiş oluyorlardı [15] Kûru, Babil’den sonra siyasi-askeri faaliyetini tekrar Asya’ya yöneltti.

          Kısa bir süre içinde ortaya çıkan Pers imparatorluğu, birçok ülke ve halkın idari-siyasi bir merkezde birleşen bir örgütlenmeyle yönetilmesini gerektiriyordu. Perslerin iÖ 547 yılında Med devletinin mirasçıları haline gelmeden önceki aşiretler arası konfederatif örgütlenme tecrübelerinin, imparatorluğun yönetim sorunlarını çözmek açısından tamamen yetersiz kalmış olduğu açıktır. Persler, askeri fetihlerle beraber, fethettikleri yerleşik tarıma dayalı, yazılı üst-kültüre sahip şehirli uygarlık alanlarının idari-siyasi geleneklerinden büyük ölçüde faydalanarak, yeni bir yöntim sistemi olşuturmuşlardır. Bu idari-siyasi yönetim sistemi ve üslubu ilerde ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Burada belirtilmek istenilen nokta, çok eski ve Mezopotamya’dakinden çok farklı bir uygarlık ve kültür alanı olan Mısır’ın fethinin, Hakhamanişlerin Pers imparatorluğu’nun ilk dönemlerindeki uzlaşmacı politikalarını güçlendirdiğidir. Bu politika, fethedilen halklara ve bu halkların siyasi ve dini seçkin kadrolarına, insanlık tarihinde o döneme kadar yaşanılan tecrübelere göre şaşırtıcı sayılabilecek bir hoşgörüyle davranmak; Pers hakimiyetine direnmedikleri sürece yerli halkların ve seçkinlerin ‘iç işleri’ ne karışmamak; Med, Lidya, Babil ve Mısır seçkinlerine yeni imparatorluğun kadrolarında görevler vermek şeklinde ifade ediliyordu. Pers hakimiyeti, sonuç olarak gene güce dayanmasına rağmen, halkları, içlerinden büyük yığınlarını katlederek, sürerek, zulümle idare etme şeklinde yaşanmış olan Neo-Asur ve Neo-Babil devletlerinin hakimiyet üslûplarından bir hayli farklıydı. Pers imparatorluğu’nun kuruluş ve genişleme dönemlerinde, Hakhamaniş hükümdarlarının hakimiyetlerini, bu hakimiyetin uzlaşmacı bir üslupla sürdürüleceği ve ‘imparatorluk’taki bütün halklara bir üst barış ortamı, bir pax Achaemenica  getirileceği vaadiyle, zor kullanmadan, ayakta tutabilme yolları aramışlardır.[16] 

          !!! Buraya CAH c.4, s.265’deki resim konacak

          Kûru, iÖ 530 yılında, doğu iran’dan Orta Asya’ya uzanan alanlarda yapmakta olduğu savaşlardan birinde öldü.  Ardında “hükümdarlığı herkese baraş getirmiş … bilgeliği sayesinde [wise] hiçbir tanrıyı kızdırmamış” , “çocuklarının] refahını düşünen … iyi kalpli bir  baba”  gibi hükümdar anısı bıraktı.[17] Yerine geçen oğlu Kambûjiya’nın hükümdarlığı sırasında (iÖ 530-522), Persler Misir’ı da fethederek (iÖ 526-525), Yunanistan dışında, Akdeniz-Orta Doğu dünyasının bütün büyük uygarlık merkezlerini içeren büyük bir imparatorluğun hakimi haline geldiler. Kambûjiya, babasının politikası ve üslubunu izledi. Mısır’ı ele geçirmiş bir yabancı değil, Mısır’ın meşru ve ‘yerli’ hakimi gibi görünmeğe dikkat etti. Bazı Mısırlılara Mısır’da kurulan Pers yönetiminde önemli görevler verdi. Bir Firavun olarak tahta çıktı. Bazı önemli Mısır tapınaklarına, işgalin ilk günlerinde yağmalanan mallarını geri verdi. Mısır dinine ve geleneklerine bağlı ‘yerli’ bir hükümdarın yapması gereken dini görevleri dikkatle yerine getirdi.[18]

          Kambûjiya’nın hükümdarlığı, Hakhamaniş sülalesinde ortaya çıkan ilk taht kavgasıyla sona ermiştir. iÖ 522’de kardeşi Bardiya’nın Pârsâ’da tahtı ele geçirdiği haberini alan Kambujiya, isyanı bastırmağa giderken yolda öldü. Kambûjiya’nın ölümü ve bu taht kavgası hakkında Herodot’un anlattıkları ile [19] sonunda tahtı altı arkadaşının yardımıyla ele geçiren Dâra’nın Bisütun anıtına yazdırttıkları arasında, iki kaynakta da kendini Kambûjiya’nın kardeşi gibi sunan bir ‘sahte Bardiya’dan söz edilmesine rağmen, önemli tutarsızlıklar ve iç çelişkiler vardır. Dâra’nın. hikayesi [20]  bugün bazı tarihçiler tarafından inandırıcı bulunmamaktadır.[21] Onun sahte Bardiya’yı değil, gerçek Bardiya’yı öldürerek bir saray darbesiyle tahtı ele geçirmiş olduğu sanılmakta, Dâra’nın kendini yeni Pers hükümdarı olarak ilan etmesinden hemen sonra imparatorluğun dört bir yanında isyanların başlamış olması bu ihtimali güçlendirmektedir.

          Dâra, Hakhamaniş sülalesindendi. Babası ve kayınbabası imparatorluğun önemli görevlileri arasındaydı. Mısır seferine Kral’ın ‘mızrak taşıyıcısı’ olarak katılmış olması, Dâra’nın kendisinin de, Pers ordularının en üstteki komutanlarından biri olarak Kambûjiya’nın yakın çevresinde bulunduğunu göstermektedir. Dâra’nın tahtı ele geçirmesiyle sonuçlanan çekişmelerin, Pers soylularının imparatorluk’taki Med unsuruna bir tepkisinden, ya da ellerindeki sosyal ve iktisadi imkânları kaybetme korkusundan kaynaklanmış olması ihtimali vardır.[22] İmparatorluk’un birçok yerinde, Dâra’nı hükümdarlığına karşı büyük isyanların çıkması, Pers tahtı etrafındaki bu çekişmenin, Hakhamaniş sülalesini aşan boyutları olduğunu akla getirmektedir.

          Dâra’nın iÖ 522 ile 486 arasındaki uzun hükümdarlığının ilk yılı, isyanları bastırmasıyla geçmiştir. Bunu başardıktan hemen sonra yaptırttığı anıt kaya kabartmasının teması olarak, yenilmiş asilerin boyunlarından iple bağlı olarak önüne getirilmelerini seçmesi, kabartmanın altına üç ayrı dilde kazdırttığı yazıtta, isyanları bastırmak için yaptığı seferleri uzun uzun anlatması, bu metnin kopyalarını imparatorluğun dört bir yanına göndertmesi, gerçek hükümdarlığının ancak bu büyük mücadeleyi kazanmasından sonra başladığının farkında olduğunun kanıtıdır.[23] Dâra’nın, bu mücadeleyi kesin bir askeri-siyasi üstünlükle bitirmesi, ki Pers devletinde o tarihe kadar gerçekleştirilmiş olan askeri-idari örgütlenme ve iktisadi kaynak seferberliğinin etkililiğini gösterir, Pers imparatorluğu’nda askeri-idari-siyasi merkeziyetçiliği büyük ölçüde arttıran sonuçlara yol açmıştır. Doğrudan doğruya Kral’a bağlı daimi ordu bütün imparatorluk’ta ayakta kalan tek örgütlenmiş askeri güç haline gelmiş, merkezi bürokrasinin rolü büyümüş, Kral’la diğer soylular ve halk arasındaki sosyal mesafe açılmıştır. Bu nedenledir ki, Dâra’dan ortaya çıkardığı yeni durum, daha önce, geniş alanlar üzerindeki sayısız yerel krallık, prenslik, yarı bağımsız şehir devletleri ve aşiretlerle sadece vergi-haraç ödedikleri ölçüde ilgilenen bir üst egemenlik örtüsü olan Pers hakimiyetinin, bu alanlardaki bütün halkları, tek merkezden emir alan bir Pers yönetim ağıyla doğrudan yöneten ‘merkeziyetçi’ bir imparatorluğa dönüşmesi olarak değerlendirilmelidir.

          Hükümdarlığı sırasında, geniş alanlar üzerindeki sayısız halkın bir merkezde birleşen bir Pers yönetim ağı aracılığıyla idare edilmeğe başlanılmasına rağmen, Dâra, Kûru’nun, imparatorluğu ayakta tutabilmek açısından hayati önem taşıyan politikasını, Pers hükümdarının kendini, her bölgedeki insanlara o bölgenin kültürünün, ‘dünya resmi’nin simgeleri ve ritüelleriyle, o bölgenin yerel meşru hükümdarı gibi gösterme politikasını dikkatle sürdürdü. Bunun en belirgin örneği, Mısır’da bulunduğu yıllardaki tutumudur. Kendini Mısırlılara, Mısır inanç siteminin terimleriyle, bir ‘firavun’ olarak sunmuş [bak. resim … ve resim …], Mısır rahiplerinin, bir ara Kambûjiya’nın daralttığı ayrıcalıklarını geri vermiş, Mısırlıların refahını düşünen ‘kerim’ bir Mısır hükümdarı olarak, zor mühendislik çözümleri gerektiren işleri gerçekleştirmiş, Mısır’da irandakilere benzer yer altı sulama kanalları (qanat’lar) kazdırtmış, Nil’i bir kanalla Kızıl Deniz’e bağlatmıştır (muhtemelen iÖ 517’de).

Buraya resim CAH, c.4, s.265’teki resim ve Dâra’nın Mısırda yapılan heykelinin resmi koyulacak.

          Dâra, yeni fetihleriyle Pers imparatorluğu’nu, tarihinin en geniş sınırlarına ulaştırmıştır. Doğudaki seferleri ile, indus vadisindeki alanları fethetmiş ve bu bölge Sind eyaleti adıyla imparatorluğun idari sistemine katılmıştır. iÖ 513’te başlayan batı seferinde ise, Pers hakimiyeti altında yaşamakta olan iyonya, Karya ve Samos, Lesbos ve Chios adalarının halklarının sağladığı bir donanmanın desteğiyle, istanbul Boğazı’nda Samos adasından Mandrokles’in gemilerden yaptığı bir köprünün üzerinden Trakya’ya geçmiştir. Batı Anadolu ve Adalardan gelen gemiler Tuna’ya girmiş Dâra’nın bu nehrin kuzeyine geçerek iskitlere saldırmasına yardım etmiştir. Ama iskitler, Napolyon’un önünde çekilen Ruslar gibi, kuyuları doldurup, ormanları yakıp, bıraktıkları alanları Persler için yaşanmaz hale getirerek geriye çekilmiş, Dâra’ya bir meydan savaşı fırsatı vermemişlerdir. Dâra’nın Avrupa seferi, Batı iran’dan üçbin kilometreden fazla bir uzaklıkta gerçekleştirilen bir askeri hareket olarak, hem Pers askeri-idari-siyasi merkezinin örgütlenme, seferberlik yeteneklerinin üstünlüğünü, hem de bu yeteneklerin bir fiziki imkanlar sınırına dayandığını göstermesi açısından önemlidir. Dâra geri dönerken, Makedonya kralı ona teslimiyet simgeleri olan ‘toprak ve su’ göndermiştir. Trakya ve Makedonya’nın, bu seferden sonra, Skudra adıyla, Pers yazıtlarındaki fethedilen ülkelerin listesine eklendiği görülmektedir. Gene bu yazıtlarda belirtildiği gibi, bugünkü Etyopya’nın bir bölümü Kuş, Libya’nın bir bölümü ise Put ülkesi adıyla, Dâra’nın hükümdarlığı sırasında Pers hakimiyetin girmişti.

Buraya Pers imparatorluğu’yla ilgili bir harita koyulacak.


[1]                Eski Persçe asılları Hakhamaniş ve Kûru olan bu adlar, çağdaş Avrupa dillerinde, Grek kaynaklarında ifade ediliş biçimiyle, sırasıyla Achaemenes ve Cyrus olarak bilinir. Kûru’nun İslamî kültür alanlarındaki karşılığı, Firdavsi’nin Şahname’sindeki addan ötürü Keyhüsrev’dir.Eski Persçe asılları Hakhamaniş ve Kûru olan bu adlar, batı dillerinde, Grek kaynaklarında ifade ediliş biçimiyle, sırasıyla Achaemenes ve Cyrus olarak bilinir. Kûru’nun İslamî kültür alanlarındaki karşılığı, Firdavsi’nin Şahname’sindeki addan ötürü Keyhüsrev’dir.

[2]                Boyce (1982) c.2, 12; Young (1988a), 29.

[3]                İngilizce’de eski Grek metinlerindeki addan kaynaklanarak Cyrus olarak geçen adın Eski Persçesi Kûru, Darius olarak geçen adın Eski Persçesi ise, Dârayavauş’tu. Ben Perslerle ilgili olarak, Dâra gibi İslam sonrası Türkçe yazında yerleşmiş adlar dışında, Eski Persçe adları kullanacağım.

[4]                Büyük Kûru’nun babasının Kambujiya, dedesinin bir başka Kûru, dedesinin babasının Greklerin Teispes adını verdikleri biri olduğu kesinse de, İÖ 639’da Asur kaynaklarında adı geçenin Kûru’nun Büyük Kûru’nun dedesi olup olmadığı ve Büyük Kûru’nun dedesinin babasıyla Hakhamaniş arasında bağlantı olup olmadığı belirsizdir. Bak. Cook (1983), 8-10.

[5]                1970’lerde yapılan kazılar, Anşan’ın, Farsta, Şiraz’ın 50 kilometre kadar kuzeyinde günümüzdeki Maliyân’da bulunan bir şehir olduğunu kesinleştirdi. Cook (1985),210, dn.2.

[6]                Herodot, The Histories, 85-95. Ayrıca bak. Frye (1963), 102-4.           

[7]                Smith (1944), 32-3.

[8]                Kûru’nun Med krallığını ortadan kaldırmadığı, Astyages’in uhdesinde bulunan İranî ‘büyük krallık’ın böylece Kûru’ya geçmiş olduğu, daha sonra ayrıntılı olarak üzerinde durulacak olan, İranî dünya görüşünün, ‘bir ilahi lütuf olarak krallık’ teması açısından önem taşımaktadır.

[9]                Nabonidus Kroniği diye bilinen ve British Museum’da bulunan tabletin İngilizce’ye çevirisi için bak. ed. Pritchard (1955), 312-5. Heredot’a göre Kûru ele geçirdiği Astyages’e iyi davranmış ve Astyages bir süre daha yaşayarak eceliyle ölmüştür. Bu nokta, Kûru’nun başlattığı yeni devletin yenilen Medleri dışlayan değil, onları da içeren İranî bir merkezle kurulmuş olması vakıası açısından önemlidir. Herodot, The Histories, 96. Ayrıca bak. Young (1988a), 30-3; Smith (1944), 34-5; Boyce (1982), 49. Aristoteles’in de, Politika’sında [13:12a-14] Kûru’nun “tahtı ele geçirmesi bir saray darbesiydi. Med kurumlarında gerçek değişikliklere yol açmadı” demiş olması önemlidir.

[10]             Smith, S. (1944), 41-2.

[11]             Nabonidus Kroniği’nde Babillilerin Kûru’ya tepkisi şöyle ifade edilmektedir: “Babil’e şimdi [neşe dolu] bir kalb verildi/ … hapisaneler açıldı / zulümle çevrilmiş olanlara [hürriyetleri geri verildi] / herkes [Kûru’ya] kral olarak bakmaktan kıvanç duymaktadır!”, Pritchard (1955), 315. İncil’in Eski Şahitlik kısmındaki “İşaiya’nın Kitabı”nda [44:28, 45:1-3] ise, Yahudilerin Tanrısı, Kûru’dan “O benim çobanımdır …  milletleri onun hakimiyetine sokmak, [karşısındaki] kralların karınlarını deşmek, önündeki kapıları açmak için onun sağ elini sıkıca tuttum” diye söz etmekte, ona doğrudan doğruya, “Senin önünden gidip dağları düzleteceğim, [önüne engel olarak çıkacak] bronzdan kapıları parçalayıp kıracağım ve demirden çubukları keseceğim, sana … gizli yerlerdeki hazineleri vereceğim, ki bilesin seni adınla çağıran benim, ben Efendiyim, Israil’in Tanrısıyım” diye hitap etmektedir. The Holy Bible, 756-7. Bu Yahudilerin Kûru’yu kutsal bir kurtarıcı gibi gördüğünü gösteren çok sayıdaki tarihi bulgudan biridir.

Buraya Boyce (1982), 44-54’deki İsaiya’nın Kitabı’ndan alıntılar özetlenerek koyulacak.

[12]             Klasik Grek kaynaklarında Cambyses.

[13]             Cook (1983), 57; Young (1988b), 58-61; Kuhrt (1988), 130-1.

[14]             Bu olay İncil’in Eski Şahitlik kısmındaki “Ezra’nın Kitabı”nda şöyle anlatılmaktadır: “Persiya kralı Kûru böyle dedi: Efendi, cennetin [heaven] Tanrı’sı, bana dünyadaki bütün krallıkları verdi ve beni Kudüs’te ona bir ev inşa etmekle … Efendi’nin, İsrail’in Tanrı’sının evini yeniden-inşa etmekle görevlendirdi.” [1:2-4]. Ancak ‘Tanrı’nın evi’nin yeniden yapılması Yahudilerin arasında uzun süren anlaşmazlıklara yol açtı. Dâra’nın hükümdarlığı sırasında, Kûru’nun ilk emrinin teyid edilmesi gerekti [4:1-6:2]. Ekbatana’daki arşivde, Kûru’nun “Tanrı’nın Kudüste’ki evi … yeniden-inşa edilsin … Nebukhadnazzar’ın Kudüste’ki tapınaktan alıp Babil’e getirdiği, Tanrı’nın evinin altın ve gümüş kapları… tekrar Tanrı’nın evine konulsun” emrini verdiği bir ferman bulundu [6:2-5]. The Holy Bible, 489-94. Yahudilerin Kûru’ya ve İranlılara, İsrael’in Tanrısı’nın gönderdiği kutsal kurtarıcılar gibi bakmış olmalarının önemi, Pers İmparatorluğu’nun siyasi tarihinin bağlamını aşar. Yahudi dininin (dolayısıyla Hristiyan ve İslami geleneklerde de taşınan), yaradılış, bütün evrenin yaratıcısı olarak erdemli-iyi bir ‘tanrı’, ona karşı koyan ‘şeytan’, cennet, cehennem, ölümden sonra dirilme, kıyamet günü, son yargılama gibi temel kozmolojik ve eskatolojik inançları, Perslere kutsal kurtarıcılar olarak bakmağa başladıkları dönemlerde, çok büyük ölçüde İranlıların dini inançlarının etkisi altında oluşmuştur. Perslerin Babil’i fethetmeleri ve Yahudilere karşı politikaları konusunda bak. Smith, S. (1944), 45-193.

[15]             Young (1988a), 37-41. Babil’in zaptı, Kûru’nun kurmakta olduğu idare sistemi ve hoşgörü politikası için ayrıca bak. Kuhrt (1988), 112,27.

[16]             Young (1988a), 42-3; Frey (1963), 106-10. Hakhamanişlerin bu iddialarının, Pers İmparatorluğunun tarihi gerçekliğini değerlendirirken, Pers hakimiyetinin yönetilen halklar açısından istenmeyen sonuçlarını görmemizi engellememesi uyarısı için bak. Hignett (1963), 91-2.

[17]             Heredot’a göre Kûru, Hazar Denizi’nin doğusunda, Kraliçeleri Tomris yönetimindeki Massagetae’lere karşı [Histories, 123-7], başka klasik kaynaklara göre ise, İmparatorluğun doğu sınırlarında Sakalara ya da Derbikeslere ya da başka bir göçebe halka karşı savaşırken öldürüldü. Bak. Frye (1963), 111. Kûru’nun ardında bıraktığı ‘hayırlı-sevecen baba’ imajı için bak. Heredotus, Histories, 243 ve Aeschylus, The Persians, I.769.

[18]             Boyce (1982), 72-4; Young (1988a), 50-1. Herodot’un Kambujiya’yı Mısırda, Mısırlıların en kutsal dini sembollerine (örneğin Apis boğasına), tapınaklarına saldıran ‘deli biri’ gibi gösteren anlatımının (Histories, 204-20) yanlış olduğu, çağımızın tarihçileri tarafından kanıtlanmıştır. Kambujiya’yla ilgili bu olumsuz imajın, Mısır’daki tapınakların gelirlerinin bir kısmını haraç olarak almak istemesinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Ayrıca, Hakhamanişlerin paralı yabancı birlikler oluşturan Grek askerlerini kullanma geleneğinin Kambujiya’nın Mısır seferi sırasında başladığı bilinmektedir. Bak. Boyce (1982), 74-5; Ray (1988), 254-286; Frey (1963), 111-2.

[19]             Herodot’a göre, Kambujiya, Mısır seferine çıkarken, Pârsâ’da geride bıraktığı ‘hane halkı’nın işlerini görmek üzere, bir Med Magus’u kâhya olarak görevlendirdi. Bardiya başlangıçta Kambujiya’yla birlikte Mısır’a geldiyse de, daha sonra Kambujiya bu kardeşini daha Pârsâ’ya geri gönderdi. Kambujiya, bir gece rüyasında Bardiya’nın kendi yerine tahta çıktığını görünce, en yakın adamlarından birini göndererek Pârsâ’daki Bardiya’yı öldürttü. Kambujiya’nın kâhyası, sahte bir Bardiya’yı, öldürülmüş olan Bardiya ile aynı adı taşıyan kendi kardeşini, yeni Pers hükümdarı olarak Pârsâ’da tahta çıkarttı. İmparatorluğun dört bir yanına emirlerin bundan böyle yeni hükümdarın vereceğini bildiren fermanlar gönderdi. Kambujiya, öldürttüğü kardeşinin kimliğine bürünen sahte Bardiya’ya karşı hareketi sırasında öldü. Ölmeden önce yakınlarına olayları anlatarak tahtın ‘Medlerin eline geçmesine’ izin vermemelerini istediyse de, etrafındakiler ona inanmadılar. Anlattıklarını kardeşi Bardiya’ya olan düşmanlığıyla yorumlayıp, tahtı ele geçirmiş olanı hakiki Bardiya sanarak ona itaat ettiler. Hakhamaniş sülalesinden gelen Dâra ve altı arkadaşı, tahtakinin sahte Bardiya olduğunu anlayıp, sahtekârı öldürdüler. Arkadaşları “monarşi” yerine yedi kişiden oluşacak bir “oligarşi” kurmak istediyse de, Dâra, onları krallığa geri dönülmesinin daha doğru olacağına inandırdı. Yeni kralı seçmek için yedi kişi arasında yapılan bir at yarışını kazanan Dâra, böylece, yeni Pers hükümdarı olarak tahta geçti.  The Histories, 215, 229-42.

“Dâra, Kral, dedi ki: sonunda kral olduğum, yaptığım şey buydu. Kûru’nun,  Kambujiya adında bir oğlu, bizim ailemizden, burada kraldı. O Kambujiya’nın, [kendisiyle] aynı anaya ve aynı babaya sahip, Bardiya adında bir kardeşi vardı. Sonra, Kambujiya bu Bardiya’yı katletti … Bardiya’nın katledildiği halk tarafından bilinir hale gelmedi … Kambujiya Mısır’a gittiğinde, halk kötü oldu … Yalan ülkede, hem Pârsa ve Mâda’da hem de diğer eyaletlerde büyük ölçüde etrafa yayıldı … Sonra, Gaumâta adında, bir adam, bir Magus vardı. … halka “ben Kûru’nun oğlu, Kambujiya’nın kardeşi Bardiya’yım” diye yalan söyledi. Bundan sonra bütün halk Kambujiya’ya isyan etti, hem Pârsa ve Mâda hem de diğer eyaletler [sahte Bardiya’nın] yanına geçti. O krallığı gaspetti … ondan sonra Kambûji’ya … öldü … Ben gelinceye kadar kimse Magus Gaumâta hakkında bir şey söylemeğe cesaret edemedi. Ondan sonra Ahuramazda’nın yardımını aradım. Ahuramazda bana yardım etti … bundan sonra, birkaç kişiyle o Magus Gaumâta’yı … Mâda’da … bir kalede katlettim. Krallığı ondan aldım. Ahuramazda’nın lütfuyla ben kral oldum. Ahuramazda krallığı benim üzerimde bıraktı”.

Dâra ona yardım eden altı arkadaşının adlarını i) Vâyaspârâhyâ’nın oğlu Vindafarnah, ii) Thuksrahyâ’nın oğlu Utâna, iii) Marduniyahyâ’nın oğlu Gaubaruva, iv) Bagâbignahyâ’nın oğlu Vidarna, v) Dâtuvahyahyâ’nın oğlu Bagabukhşa ve vi) Vahaukahyâ’nın oğlu Ardumaniş olarak vermektedir. Dâra’nın, Behistan’da yaptırttığı anıt kabartmaların altında, üç ayrı dilde kazdırttığı ve kopyalarını imparatorluğun bütün eyaletlerine gönderttiği yazıtın Eski Persçe metni ve İngilizceye çevirisi için bak. Kent (1950), 116-34.

[21]             Dâra’nın hikayesindeki, Kambujiya’nın kardeşi Bardiya’yı öldürttüğü halde, bunun yıllarca halk ve daha da önemlisi Hakhamaniş sülalesinin mensupları tarafından anlaşılmamış olması durumu, inandırıcı olmayan bir ihtimaldir. Bak. Boyce (1982), 78-83; Young (1988b), 53-7; Cook (1983), 49-53.

[22]             Young (1988b), 57; Cook (1983) 53-4, (1985), 217-9.

[23]             Behistun’daki yazıtta dört yüz on dört satırlık Eski Persçe metnin üç yüz altı satırı, Dâra’nın, hükümdarlığının başında “tek ve aynı yıl içinde” on dokuz savaş yaparak, Pârsa, Elam, Mâda, Asud, Ermenistan, Parthiya, “Margiyana”, “Sattagiydiya”, Baktriya, İskitya’da ortaya çıkan isyanları bastırması, kendilerini buraların gerçek hakimleri olarak bölge halkına kabul ettirmek isteyen “bu dokuz kralı … savaşlarda esir al”ması, “Ahuramazda’nın [bu dokuz kralı Dâra’nın] eline ver”mesiyle ilgilidir. Son otuz altı satırın konusu ise, gene, hükümdarlığının üçüncü yılında Elam’da ve İskitya’da ortaya çıkan yeni isyanları bastırmasıdır. Yızıtın Eski Persçe tam metni ve İngilizce’ye çevirisi için bak. Kent (1950), 116-134. Yazıttaki Akkadca metinde, Dâra’nın bastırdığı isyanlar sırasında öldürülen ve esir edilen asi sayıları da verilmektedir. Bu metne göre, ermenistan isyanlarında 11700 asi öldürülmüş ya da ele geçirilmiştir. Med isyanında 34425 asi öldürülmüş ve 18000den fazla esir alınmıştır. Dâra’nın Baktriya valisiyle yaptığı savaşta ise asi ordusundan 55243 kişi öldürülmüş, 6972 kişi esir alınmıştır. Bak. Cook (1983), 56-7. Mezopotamya geleneğinde savaşlardan sonra öldürülen ve esir alınanları saymak alışkanlığı bulunduğu için, bu sayılar, büyük bir ihtimalle, gerçeğe yakındır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.